Ayın Konuğu
Fatma GÜNERİ / Eğitim Danışmanı
Öğrenim: 19 Mayıs Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Temel Yetkinlikler: Eğitim danışmanlığı ve kalitatif araştırma uzmanlığı
Görevler:
2007 bağımsız proje bazlı danışmalık hizmetleri
Eğitim seminerleri düzenlemek ve vermek,
Yetişkinlere yönelik oyun moderasyonları
Konferans sunuculuğu
2002 Algılar Dünyası kurucu ortaklarından ve Proje Koordinasyon Direktörü
1998 PDR Türkiye / TMI Eğitim Danışmanı
Kişisel gelişim konuları çerçevesinde iletişim becerileri, sunuş becerileri, zaman yönetimi, hizmet kalitesi, liderlik, medya ilişkileri ve duygusal zeka gibi konularda farklı sektörlerde yer alan kurumların farklı düzeylerdeki çalışanlarına eğitim danışmanlığı hizmeti verilmiştir.
1986 Türkiye’deki farklı liselerde Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği
Ayın Konuğunun Makalesi
Zor Hastalarla Başa Çıkma
Hayatın doğal akışı içinde, işler yolundayken mutlu olmak çok kolaydır. İşler zorlaştığında olumsuzluk duygu, düşünce, konuşma ve davranışlarıımıza yansır ve kendimizi mutsuz hissederiz. Mutsuzluğun genellikle nedeni bilinmez ya da üzerine çok düşünülmez. Mutsuzluğu ifade eden davranışların nedenini anlamak için konuşma ve davranışlarımızın temelini oluşturan duygu ve düşüncelerimizi anlamamız ve incelememiz gerekir. Ancak bu durum fiziksel rahatsızlığı olan, bilindik ifadeyle hasta insanlar için çok daha yoğun bir olumsuzluk duygusuna neden olur ve mutsuzluğun kaynağı “iyileşememe” kaygısından kaynaklanır, yani sıradan bir mutsuzluk duygusundan çok daha anlaşılır bir nedene sahiptir.
Böylesi durumlarda hasta ile ilgilenmek durumunda olan bireylerin, sorumluluk ve ödev alanları kendiliğinden çok daha genişler. Çünkü iki boyutta hastaya yardımcı olmak gerekliliği ortaya çıkar. Birincisi, hastanın fiziksel rahatsızlığını gidermek, tedavi etmek, diğeri ise bu süreçte hastanın psikolojik durumuna destek vermektir. Bu genellemenin biraz daha dışına çıkan, içinde bulunduğu olumsuz durumu daha zorlaştıran hastalar da onlarla ilgilenen kişileri zaman zaman isteksizlik hatta çaresizlik içine sokabilir. Kısacası zor hastalarla ilgilenmek farklı bir takım yetkinliklerin kullanılmasını gerektirmektedir. Bu yetkinlikler neler olabilir ve zor hastalarla başa çıkabilmek için neler yapmak mümkündür?
Öncelikle hastaları zorlaştıran olumsuzluğun nedenlerini anlamaya çalışmak gerekir. Olumsuzluk birbirlerini etkilyen farklı boyutlarda ortaya çıkar ve gelişir: Duygu, düşünce, konuşma ve davranış boyutlarında yaşanan olumsuzluk, zincirleme bir etki yaratarak gelişir ve büyür. Olumsuzluk duygusu, bir davranış sonucu tetiklenir; hasta için bu, hastalığın kendisidir, tanı anından itibaren olumsuzluk duygusu yaşanmaya başlamıştır. Olumsuzluk düşünceleri gelişir; hasta için bakıldığında hastalıkla ilgili bir dolu senaryo geliştiridiğini görmek mümkün olur. Son olarak olumsuz duygusu ifade ve davranışlar üzerine temellenir; yine hasta için bu durum kızgınlık, öfke duygularının sert bir dille ortaya konması şeklinde görülür. Eğer bu durum dizginlenmez ise olumsuzluk duygusu beslenir ve artar.
Zor hastaların içinde bulunduğu durumu anlamak aslında, onlarla ilgilenen kişiler için çözüme doğru atılmış ilk adımdır. Sorunun teşhisine yardımcı olur ve çözüm araçlarını bulmayı kolaylaştırır. Anlamak, sadece zihinsel bir kavrayış olarak kalmamalıdır. Yani bir hastanın, hastalığı sebebiyle zor olduğunu kabul etmek, o kişinin “birey ve biricik” olduğunu öteler. Evrende tek, özel ve değerli olduğu düşünüldüğü andan itibaren, “anlamak” “empatiye” doğru evrilecektir. Yani işin içine sadece durumu kavramak değil, aynı zamanda hastanın duygularını da anlamak girecektir. Zor hastanın hissettiklerini ne denli anlarsak, o oranda yardım etme isteği ve tahammül duygusu artacaktır.
Empatik davranışı ya da bir başka söyleyişle derin bir anlayışı geliştirdikten sonra, ikinci ve en önemli adım hastanın “dinlenilmesi”dir. Zor hastanın sözlerine kulak vermek, sözcüklerini anlamak kadar, söylemek istediklerini de anlamaya çalışmak demektir. Dinlemeyi basit bir işitme olmaktan çıkarıp, satır aralarını okumaya dönüştürmek gerekir. Zor diye tanımlanan bir hastayı dinleyip, anlamak onu zorlaştıran taraflarını deşifre etmek, kendisi için asli olan ihtiyaçlarına cevap vermek o hastanın makul bir çizgiye gelmesini sağlayacaktır.
Zor hastalarla başa çıkmakta “uyum sağlamak” da önemli bir yer tutar. Uyum önce sözlü iletişim ile sağlanır ancak hemen yanında onu destekleyen beden dili de vardır. Beden dilinin farkında olarak karşımızdaki kişiyle kuracağımız iletişim uyum sağlamaya olanak tanır. Sözlü iletişimde. etkin bir biçimde anladığınızı ve dinlediğinizi belirten beden dili ve ses tonu ile, “evet , anlıyorum” gibi ifadeler kullanmak uyumun kapısını aralayabilir. Acı çeken birinin yüz mimiklerini takip etmek ve kendi mimiklerimize o acıyı yansıtmak ise uyum sağlamanın beden dili açısından bir örneğini oluşturur.
Zor hastalara ve zor durumlara farklı açıdan bakabilmeyi ve dinlemeyi, farklı hissedebilmeyi öğrenmek gerekir. Böylesi bir yaklaşımı benimsemek zor insanlara istenmeyen nitelikte tepki verme durumunu ortadan kaldıracaktır. Tarz değiştirmek, zor hastalar karşısında hep takındığımız tavrı sorgulamak ve gerektiğinde bu tavrı radikal bir biçimde değiştirmek demektir.
Bakış açısını, genel yaklaşımı değiştirmek demek zor hastaların genel tavrında değişiklik yaratabilmek demektir. Kimi insanların yanında olumlu taraflar ortaya çıkarken kimi insanlar ise kişinin en olumsuz taraflarını ortaya çıkarmayı başarabiliyorlarsa, zor hastalar karşısında da kişiler bakış açılarını ve genel yaklaşımlarını değiştirerek insanları zor olmaktan çıkarabilirler.
Görülüyor ki, zor hastalarla başa çıkabilmede elimizde tek bir araç vardır o da kendimiz. Hastanın davranışlarını değiştirmek elimizde değildir ama kendi davranışlarımızda değişiklik yapmak elimizdedir. Zor hastanın önce onunla ilgilenen insanlara güven duyması gerekir. Bunun için anlaşıldığından emin olması, kendisinin önemsendiğini bilmesi ve onların nezdinde değerli olduğunu düşünmesini sağlamak yapılacaklar arasında en kıymetli olanlarıdır. Anlamak, empatik davranmak, dinlemek, uyum sağlamak, tarz ve bakış açısını değiştirmek zor bir hastayla kurulan diyaloğun kolaylaşmasına destek verecektir.
İnsanın her zor durumla baş etmek için inanılmaz bir donanımı olduğu bilinir, bunun kanıtlarından en etkileyici olanı ise evrimin kendisi, varoluş mücadelesidir. Hayata tutunma, yaşama arzusu sahip olunan en güçlü duygudur ve zorluklarla mücadelede başarılı olmanın altında da bu duygu yatar. Hatırlanmalı ki hastalar kendilerini bu en güçlü sermayelerin kaybetmenin eşiğinde gördükleri için zorlaşırlar, bizim yapacağımız hayata tutunma isteğini, yaşama arzusunu onlara yeniden yeniden hatırlatmaktır.
Ayın Olgusu:
Vajinal Agenezide Yönetim
Dr.Esra İzmit
Prof.Dr.Ateş Karateke
Vajinal agenezi bir mülleriyen kanal anomalisidir. Kadın ana genital kanalları paramezonefrik kanallardan oluşur. Paramezonefrik kanallar bilateral olarak birleşip kaudal kısmından uterus kanalını oluşturur. Vajenin üst kısmı uterus kanalından, alt kısmı ise ürogenital sinustan meydana gelir. Bu embryonik gelişim aşamasında ürogenital sinüs endodermi ile vajinal vestibül epitelinin füzyonunun bozukluğu sonucunda vajinal agenezi meydana gelir 1. Genellikle alt vajen normal ancak orta ve 2/3 üst kısım olmadığından mülleriyen kanalın aplazisi veya displazisi olarak adlandırılır. Bazı araştırmacılar vajen yokluğunun gerçek bir sendrom olmayıp semptomlar kompleksinin bir parçası olduğunu savunmuştur. Vajinal ageneziye uterus yokluğunun eşlik ettiği duruma Mayer- Rokitansky- Küster- Hauser Sendromu (MRKH) denir.MRKH tanısında kullanılan kriterler; normal sekonder seksüel karakterler, vajinal agenezi, uterusun yokluğu veya rudimenter uterus ve overlerin normal fonksiyon görmesidir. MRKH sendromunun olası etyolojisinde antimülleriyen hormon (AMH) veya AMH gen reseptör mutasyonu, alt mülleriyen kanalın östrojen reseptörlerinin yokluğu veya eksikliği, teratojenik ajanlara bağlı olarak mülleriyen kanal gelişiminin bozulması ve sporadik gen mutasyonu sorumlu tutulmuştur 2.
Bu sendromun insidansı 1/4000 ile 1/10000 arasında değişmektedir. Amenore ve seksüel ilişki problemlerine bağlı olarak tanı sıklıkla adölesan dönemde konulur3,4. Bu dönemde seksüel organlardaki anomaliler derin kişilik problemlerine, vücut imajının bozukluğuna ve hamile kalamamaya bağlı düşük özgüvene yolaçabilir 5,6.
Bu hastalarda poligenik ve multifaktöriel kalıtımdan (HOX geni) sözedilmektedir. Hastalarda normal dişi karyotip (46XX) ve normal over fonksiyonu izlenir. Hastalar karşımıza vajen yokluğu, primer amenore, kısmi endometrial kavite varlığında siklik abdominal ağrı ve uterus mevcut ise hematometra ile gelirler. Ayırıcı tanıda imperfore hymen, hermafroditizm, androjen insensitivite sendromu (testiküler feminizasyon) ve MRKH sendromu akla getirilmelidir. Bu hastalarda %25-40 oranında ürolojik ve renal anomaliler, %10-15 oranında iskelet anomalileri izlenir2. Unilateral renal agenezi, unilateral/bilateral pelvik böbrek, atnalı böbrek, hidronefroz, hidroüreter, üreteral duplikasyon, sindaktili, parmak eksikliği, konjenital kalp hastalığı,inguinal herni gibi anomaliler görülebilir. Bu hastalarda tanıda anamnez, fizik muayene, endokrin profil, ultrason, MRI, BT, IVP, komplet kromozom analizi, SRY analizi ve gerekli durumda laparoskopi uygulaması kullanılır.
Vajinal agenezili hastalara yaklaşımlar Tablo 1’de gruplandırılmıştır.
I.Cerrahi Olmayan Yaklaşımlar:
- Aktif dilatasyon (Frank Metodu)
- Pasif dilatasyon (Ingram Metodu)
|
II. Cerrahi Yaklaşımlar:
- Kavite diseksiyonu olmadan: Vulvovajinoplasti (Williams), konstant basınç uygulama (Vecchietti)
- Greft ile kavite oluşturma: Split-thickness deri grefti (McIndoe Operasyonu), dermis grefti, amnion homogrefti
- Fleb ile kavite (muskulokutanöz, fasiokutanöz, subkutanöz pedinküle deri, labial deri flebi)
- Sigmoid kolon neovajen (vajinoplasti)
|
Tablo 1. Vajinal agenezili hastalara yaklaşım
Günümüzde vajinal agenezide en iyi yaklaşımın ne olduğu hakkında bir fikir birliği yoktur. ACOG (American College of Obstetrics and Gynecology Committee Opinion, 2002) tarafından yapılan beyanda cerrahi olmayan yaklaşım ilk tercih olarak kabul edilmiştir 3,7,8,9.
Cerrahi olmayan yöntemlerden Frank metodunda hasta litotomi pozisyonunda vajinal poşa dilatatörleri kendisi bası ile uygulayarak yeni vajen oluşturur. Ingram yönteminde ise hasta özel bisiklet selesi sandalyesi ile kendi vücut ağırlığından faydalanıp dilatatörleri içeri iterek pasif dilatasyon sağlar. Hastalar ayna yardımı ile dilatatörü yerleştirir. Yerden yaklaşık 60cm. yüksekte sandalyeye oturur. 15-30 dakikalık intervallerle günde en az 2 saat hafif öne eğik olarak dilatatör ile oturur. Her ay kontrolde bir büyük ebada geçilebilir. En büyük dilatatör en az 1-2 ay kullanıldıktan sonra koitus önerilir. Koitus sık olmuyorsa dilatasyona devam edilebilir. Ingram yönteminde hastanın dilatatörleri itmesi gerekmez bu dauygulama kolaylığı sağlar. Frank yönteminde ise hastaların ellerinde halsizlik, işlem esnasında zaman kaybı veya rahatsız pozisyon şikayetleri ile karşılaşılır. Her iki yöntemin de düşük morbiditeye sahip olması, daha fizyolojik vajen sağlaması ve cerrahi skar oluşturmaması avantajlarıdır. Ancak bu yöntemler ile sonuç elde etmek için aylar geçmesi gerekebilir ve düzenli dilatasyon kişiye sürekli anomalisini hatırlatması yönünden stres yaratır. Bu yöntemlerde başarı oranı % 87-91’dir9. Pekçok çalışmada da belirtildiği üzere vajen oluştururken ilk tercih dilatasyon olmalıdır7,8,9.
Cerrahi operasyonlardan Abbe-Wharton-McIndoe operasyonunda mesane ile rektum arasında alan yaratılması ve iyileşmenin kontriktif fazı tamamlanana kadar sürekli dilatasyon yapılması ile vajen oluşturulmaya çalışılır. Bu operasyonda split-thickness deri grefti, amnion ve periton (Davydov yöntemi) kullanılabilir. Dilatasyon ile başarılı olamayan veya dilatasyon uygulamak istemeyen bayanlarda ve hiç vajinal poşu olmayan düz perinesi olan bayanlarda rahat seksüel ilişki için tercih edilir. Amnion greftinde deriye bağlı oluşan rahatsızlık hissi oluşmaz. Amnionun antimikrobial etkisi vardır ve fibroblast proliferasyonunu stimüle edebilir. Bu da 20-30 günde yeni kavitenin tamamen re-epitelize olmasını açıklar. Ancak donör-alıcı arası enfeksiyon (HIV, hepatit) riski, amniyonun elde edilme ve saklanma güçlüğü nedeniyle tercih edilmez. Bunu yerine interceed gibi artifisyel membranlar kullanılabilir. Komplikasyon olarak; postoperatif fistül (%4), postoperatif enfeksiyon, intra/postoperatif hemoraji, greft reddi görülebilir. Başarı oranları % 80-100’dür. Greftin alındığı yerde iz kalması, vajinal kuruluk ve striktür, neovajenin skuamöz hücreli kanser riski yönünden sürekli takip gerektirmesi dezavantajıdır2.
Cerrahi yaklaşımlarda ilk seferde ameliyatın başarılı olması önemlidir. Eğer granülasyona bağlı vajen restrikte olursa, operasyonda çevre dokulara zarar verilirse veya kalıp doğru kullanılmazsa daha sonra denenecek yaklaşımların başarı şansı düşecektir. İlk ameliyat en yüksek başarı şansına sahiptir.
Williams vulvovajinoplasti ise dilatasyon yetersiz ise veya McIndoe operasyonu yeterli olmamışsa tercih edilebilir. Bu yöntemde perineal köprü oluşturarak vajinal poş oluşturulmaya çalışılır. Labia majörler perineal poşa sütüre edilir. Basit bir teknik olması, ciddi lokal komplikasyonlarının olmaması, postoperatif bakım kolaylığı, postoperatif ağrı yokluğu ve hızlı iyileşme avantajlarıdır. Koitus ile zamanla düzelebilen normalden farklı bir vajinal kanal açısı mevcuttur. Çok yüksek bir perine oluşturulursa miksiyon sonrası poşta idrar birikimi olabilir ve postvoid inkontinans izlenimi verir. Oluşan kavitenin eksternal, kısa ve seksüel yönden tatmin edici olmaması nedeniyle pek kullanılmamaktadır.
Valerio ve ark.8 yaptığı çalışmada 104 olgu incelenmiş. 49 hastada dilatasyon başarısız olması nedeniyle McIndoe , 14 hastada ise Williams prosedürü uygulanmış. Bütün hastalar başarıyla tedavi edilmiş. Sadece McIndoe operasyonu uygulanan bir olguda komplikasyon (rektovajinal fistül) gelişmiş. Çalışmada dilatasyonun yüksek başarı nedeniyle ilk tercih olması, Williams operasyonunun dilatasyon veya önceki girişimler başarısız olduğunda, McIndoe operasyonunun ise dilatasyon tamamen başarısız olduğunda kullanılması önerilmiş.
Sigmoid kolon neovajende (vajinoplasti) distal sigmoid kolan kullanılır. İleal loopun transplantasyonunda yüksek oranlarda stenoz görülmüş ve bu durum tension-free ileo-perineal anastamoz elde edilmesinin güçlüğüne bağlanmış10. Kolonda ince barsak kadar bol sekresyon olmaz. Kolonun vaskülarizasyonun marginal artere bağlı anatomik avantajı vardır. Superior hemoroidal arter marjinal arter üzerinden kolon segmentinin vaskülarizasyonunu sağlar. Erken cerrahi, rekonstrüktif cerrahinin yaratacağı fizyolojik ve sosyal travmayı minimalize eder. Sigmoid neovajen hasta ile birlikte büyür ve böylece uzun süreli stent ve aralıklı dilatasyona ihtiyaç duyulmaz. Sigmoid kolonun tercih edilme sebepleri11:
- Kendiliğinden lubrikan olması
- İnce barsağa göre mukus üretiminin daha az problem olması
- Puberteden önce kullanılması gerektiğinde çocukla birlikte büyüyebilmesi
- Stenoz riskinin minimal olması
- Kolay mobilize edilebilen vasküler pedinkülünün olması
Bu vakalarda komplikasyon olarak persiste kötü kokulu akıntı, nadiren transplante kolon segmentinde invaziv adenokarsinom veya ülseratif kolit görülebilmektedir.
El-Sayed ve ark.11 yapmış olduğu 26lık olguluk ve Imparato ve ark.10 yapmış olduğu 62 olguluk çalışmaların sonucunda sigmoid kolon vajinoplastinin anatomik ve fonksiyonel sonuçlarının tatmin edici olduğu ve vajinal agenezinin cerrahi tedavisinde ilk seçenek olarak değerlendirilebileceği bildirilmiştir.
Referanslar:
- Sadler TW. Ürogenital Sistem. Langman’s Medikal Embryoloji, 6.baskı. Palme Yayıncılık, 1990. pp.264-267.
- Rock, John A.; Jones, Howard W. Ovarian cancer: Etiology, Screening and Surgery. Te Linde's Operative Gynecology, 9th Edition. Lippincott Williams & Wilkins;2003. pp.711-723.
- ACOG Committee Opinion (2002) Nonsurgical diagnosis andmanagement of vaginal agenesis. Obstet Gynecol 100:213–216
- Evans PN, Poland NL, Boving RL (1981) Vaginal malformations.Am J Obstet Gynecol 141:910–920
- Langer M, Grunberger W, Ringler M (1990) Vaginal agenesis and congenital adrenal hyperplasia. Psychosocial sequelae of diagnosisand neovagina formation. Acta Obstet Gynecol Scand 69:343–349.
- Freundt I, Toolenaar TA, Huikeshoven FJ, Jeekel H, Drogendijk AC (1993) Long term psychosexual and psychosocial performance of patients with a sigmoid neovagina. Am J Obstet Gynecol 169:1210–1214
- Giannesi A, Marchiole P, Benchaib M, Chevret-Measson M, Mathevet P, Dragent D. Sexuality after laparoscopic davydov in patients affected by congenital complete vaginal agenesis associated with uterine agenesis or hypoplasia. HumanReproduction. 2005;vol.20, No.10 pp.2954-2957.
- Valerio M. Jasonni, Antonio La Marca,Silvia Naldi,Giuseppe Matonti, Rosario D’Anna. The management of vaginal agenesis: report of 104 cases. Fertility and Sterility. 2007; vol.88, No.6, pp. 1653-1656.
- Mee-Hwa Lee. Non-surgical treatment of vaginal agenesis using a simplified version of Ingram’s Method. Yonsei Medical Journal. 2006; Vol. 47, No. 6, pp.892-895.
Hukuk Görüşü
Cezai Sorumluluk
Av. Gözde BALCI DİNÇŞAHİN

Değerli Üyelerimiz,
Bu ayki makalemizi hekimlerin meslek ve sanatlarını icra ederken, karşılaşabilecekleri cezai sorumluluk konusuna ayırmak istiyoruz. Bu konu önemli olmaktadır, zira Türk Ceza Kanunu’na getirilen son düzenlemeler, hekimlerimizin mesleklerini yürütürken cezai anlamda sorumluluk altına girmesine yol açmaktadır. Gün geçtikçe bu konuyla alakalı emsal mahkeme kararları çoğalmakta ve görünen o ki çoğalmaya devam edecektir.
Bu konuyu iki ayrı bölümde değerlendirebiliriz:
1-Hekimin TCK ve Sağlık Mevzuatında sayılan kanun maddelerinden kaynaklanan sorumluluğu: Hukuka aykırı tıbbi deney (TCK md. 90) , doku ve organ ticareti (TCK md. 91), hukuka aykırı çocuk düşürtme (TCK md. 99 – 100), suç fiilini bildirmeme (TCK md.280) vb. suçlar, bu kapsamda değerlendirilebilir.
2- Hekimin tedavi amaçlı gerçekleştirdiği fiiller dolayısıyla taksirli ceza sorumluluğu: Hekimin tıp mesleğinin kurallarına uymasına rağmen, zararlı bir sonucun ortaya çıktığı durumlarda, bir suçun varlığından söz edilemez. Ancak zararlı sonuç, tıbbi kurallara uyulmamasından kaynaklanmış ise, taksire dayalı ceza sorumluluğu söz konusu olacaktır.
Taksirli sorumluluk, istenilerek gerçekleştirilen bir davranıştan, istenmeyen, ancak öngörülebilecek bir zararlı sonucun doğması sonucunda oluşur. Hekimin taksirli sorumluluğundan bahsedebilmek için, tıp mesleğinin uygulanması sırasında zorunlu davranış kurallarına aykırı hareket edilmiş olması ve öngörülebilir zararlı neticenin gerçekleşmesi aranır.
TCK’nın 85. ve 89. maddelerinde bahsi geçen taksirli adam öldürme ve taksirli yaralama fiillerinin hekimler tarafından işlendiğinin kabulü için, taksirli sorumluluğunun doğmasında esas olan dikkat ve özen kurallarının ihlal edilmiş olması gerekir.
Hekimin bir fiilinin meslek kurallarına aykırı olmasına rağmen, ölüm ya da bedensel-ruhsal zarar doğurmaması halinde, bu fiil taksirli sorumluluk kapsamında değerlendirilemez.
Taksirli ceza sorumluluğunun varlığı için aşağıdaki koşullar aranır:
a-) Zararlı fiilin istenmemesi, hekimin amacı tedavidir: Hekim tarafından zararlı fiilin istenmesi düşünülemez, zira hekimin amacı tedavi etmektir.Hekimin zararlı sonucu istemesi, kasti eylemin varlığını sonuçlandırır.
b-) Zararlı sonuca ilişkin davranış kurallarının ihlali: Bu davranış kuralları değişik kaynaklarda bulunabilir; kanunlar, diğer yazılı kaynaklar, tıbbi uygulamalardan kaynaklanan tecrübeler, teamüller ..vb.
c-) Davranış kurallarına uyulmasının failden beklenebilmesi.
Bu noktada bilinçli taksir ve dolaylı kasıt kavramlarına da değinmek gerekir. TCK’nın 22.maddesinin 3.fıkrası; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır.” demektedir. TCK’nın 21. maddesinde ise dolaylı kasıt tanımlanmaktadır. Buna göre; “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kasıt vardır.” Bu düzenleme, zararlı olabilecek sonucu görmesine rağmen, bu sonuca engel olabileceği kanaatiyle hareket eden hekimlerimizin fiillerinin kasıt kapsamına sokulabilmesi tehlikesini doğurmaktadır. Bu da ilgili hekimin daha ağır bir ceza ile karşı karşıya kalması demek olacaktır.
Mesleğinizi huzurla icra edebileceğiniz, sağlıklı günleri dilerim.
Saygılarımla.
Av. Gözde BALCI DİNÇŞAHİN |