TJOD ISTANBUL ŞUBESİ
e-BÜLTEN
Aralık-2008
Cilt-1, SAYI-1

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği
Istanbul Şubesi Adına Sahibi
Prof. Dr. Ateş KARATEKE

 Yayına Hazırlayanlar
Yrd. Doç. Dr. Gazi YILDIRIM
Yrd. Doç. Dr. Berna HALİLOĞLU

İletişim Bilgileri
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği, Istanbul Şubesi
Selami Ali Bey Mah. Nuhkuyusu Cad. no:351 K:2 D:14 Bağlarbaşı/Üsküdar

Telefon: 0 216  310 44 72
Fax      : 0 216  310 44 73
   e-mail   : tjodistanbul@gmail.com


Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği
Istanbul Şubesi

 Yönetim Kurulu

Başkan
Prof. Dr. Ateş KARATEKE

 2. Başkan
Prof. Dr. Bülent ERGUN

Sekreter
Prof. Dr. Vedat ATAY

Sayman
Doç. Dr. Cem TURAN

Üyeler
Op. Dr. Ahmet ÇETİN
Op. Dr. İnci DAVAS
Op. Dr. Sadiye EREN
Doç. Dr. Kadir SAVAN
Prof. Dr. Cihat ÜNLÜ

 


Değerli Meslektaşlarımız,

TJOD İSTANBUL E-BÜLTEN ile sizlere her ayın ilk haftası içinde ulaşmış olacağız.

Bu bültende ayın konuğu bölümünde  bir meslektaşımızı sizlere tanıtıp ve sizin için hazırladığı makalesini ileteceğiz. Bu ayın konuğu Prof.Dr. Oktay KADAYIFÇI, hocamıza katkıları için teşekkürlerimi sunarım.

Ayın olgusu bölümünde bir olguyu sizlere sunacağız, bu bölüm için tüm meslektaşlarımızın katkılarını bekliyoruz. Bültende TJOD İstanbul şubesinin o ayın tüm aktivitelerin detaylarını bulacaksınız.

TJOD İSTANBUL Şubesinin 2009 yılı aktivitelerini kısaca anlatmak istiyorum. Her ayın son perşembesi İstanbul panelleri ve Cumartesi günleri yaptımız kurslarımız Askeri Müzede 2009 yılında devam edecek. 2009 yılının kesin programını Aralık ayı TJOD İSTANBUL E BÜLTEN ile sizlere duyuracağız.

Olgularımız konsültasyon yapabilmek amacı ile jodistanbulkonsultasyon@googlegroups.com oluşturduk. Bu grup 2.Başkanımız Prof.Dr.Bülent ERGUN tarafından yönetilecektir. Bu grupa email atıp üye olarak ilginç vakalarınızı bizlerle paylaşıp tüm grubu bilgilendirebilirsiniz ayrıca konsülte etmek istediğiniz olgular içinde tüm meslektaşların görüşlerini alabilirsiniz.Hepimiz için faydalı ve ilginç olacağını tahmin ediyorum.

27 Kasım 2008 tarihindeki OVULASYON İNDÜKSİYONU konulu Askeri Müzede saat 1900-2200 saatleri arasında yapılacak panelimiz için lütfen programınıza notunuzu alın. Bekliyoruz, yemek yemeden gelmenizi tavsiye ederim. Menüyü beğeneceksiniz.

Sezaryen oranlarındaki artma nedenleri? Tıbbi gereklilik mi? Azalmak gerekli mi?
Konulu yarım gün süreli Kasım ayı içinde sempozyum düzenlemek istiyoruz bu konuda görüşlerinizi lütfen tjodistanbul@gmail.com bildirin.Bu bildirimleriminiz ve detaylar için görüşleriniz kararımızı belirleyecektir.

TJOD İSTANBUL E-BÜLTEN' den sorumlu meslektaşlarımız Dr.Gazi Yıldırım ve Dr.Berna Haliloğlu'na katkıları için teşekkür ederim.

Aktivitelerimize katılmak için yoğun İstanbul trafiğinde özverilerinizi bekliyoruz. Yeni aktivitelerde mesleki geleceğimizi biz planlayalım. Kanun yapıcıları meslek örgütü olarak etkilemenin tek yolunun birlikte ve bir olmaktan geçtiğini ifade ederek saygılarımı sunarım.


Prof.Dr.Ateş KARATEKE
TJOD İSTANBUL Şubesi
Yönetim Kurulu Başkanı

Ayın Konuğu
Prof. Dr. Oktay KADAYIFÇI

1942 yılında Amasya'da doğdum. İlk tahsilimi Bafra'da (Samsun), Orta öğrenimimi Kabataş Erkek Lisesi ve Robert College'de (İstanbul) bitirdim. 1967 yılında İst. Üniv. Tıp Fakültesinden mezun oldum ve aynı yıl İst. Üniversitesi Tıp Fakültesi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında açılan ihtisas öğrencisi sınavını kazandım ve kadro açılana kadar aynı Fakültenin Mikrobiyoloji ve Salgınlar Bilgisi Ana Bilim Dalında görgü ve bilgimi artırmak ve Ana Bilim Dalının Genital Enfeksiyon Bölümünde sorumlu olarak çalışmak üzere görevlendirildim ve bu kürsüde 11 ay çalıştım. 1968 yılında aynı Fakültenin Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalına ihtisas öğrencisi olarak başladım ve 1972 yılında uzman asistan oldum. Aynı bilim dalında 2 ay uzman asistan olarak çalıştım ve askerlik görevimi yapmak üzere 01.05.1972 yılında Samsun Sıhhiye Okuluna gittim. Askerliğimi 10. Tümen 400 yataklı Askeri Hastanesi, Tatvan'da Kadın Hast. ve Doğum Uzmanı olarak tamamladım. 1974 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesinde açılan uzmanlık imtihanını kazanarak aynı Üniversitede 1976 yılına kadar çalıştım. 1976'da Ç.Ü. Tıp Fak. tarafından görgü ve bilgimi artırmak üzere 2 yıl süre ile Londra Üniversitesi Charing Cross Tıp Fakültesine gönderildim. Bu süre içinde 3 ay aynı Üniversitenin Onkoloji Bölümünde Prof. Bagshawe yanında, 3 ay da yine aynı Üniversitenin Endokrinoloji Laboratuarında çalıştım ve bu arada aynı Üniversitenin Araştırma Laboratuarında yeni bir plasenta perfüzyon sistemi ve bu sistemle invitro olarak yaşamı sürdürülen plasentanın madde alışverişi yöntemlerinin araştırılmasını bizzat ve yönetici olarak yürüttüm. 1978 yılında Ç.Ü.Tıp Fakültesine dönerek eski görevime başladım. 1979 yılında "yeni bir plasenta perfüzyon sistemi ve bu sistemle invitro olarak yaşamı sürdürülen plasentanın madde alış-verişi yöntemlerinin araştırılması" konulu tezi ile tüm doçentlik aşamalarını tamamlayıp 29.01.1980'de "Üniversite Doçenti" ünvanını aldım. O tarihten itibaren yine aynı Üniversitede öğretim üyesi olarak çalıştım. 1980 - 1995 yılları arasında U.S.A.F. Det. 47 Hastanesinin Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümünde kurucu ve danışman olarak görev yaptım. 27.01.1989 tarihinde Professor ünvanını aldım. 1998 tarihinden beri Ç.Ü.T.F. Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmekteyim. Evli ve 3 çocuk babasıyım.

İ.Ü. Tıp Fak. Mezuniyeti

24.07.1967

İ.Ü. Tıp Fak. Mikrobiyoloji A.D.

10.10.1967 - 10.09.1968

Uzman olduğu tarih

21.04.1972

Asistan Tayini

31.05.1974

Ç.Ü.T.F. Kadın Hast. Ve Doğ. A.D. Başasistanlığı

08.06.1974

Charing Cross Hospital Medical School Dep. of Obst. & Gyn.

18.10.1976 - 01.02.1977

Charing Cross Hospital Medical School Dep. of Onkoloji

01.02.1977 - 01.05.1977

Charing Cross Hospital Medical School Dep. of Endocrinology

01.05.1977 - 01.08.1977

Charing Cross Hospital Medical School Obstetrics Laboratories

14.08.1977 - 14.08.1978

Doçentlik

13.12.1979

Doçentlik Ataması

29.01.1980

Merkezi Yabancı Dil Sınavı

09.1983

Prof.'lüğe yükselme tarihi

27.01.1989

Üremeye Yardımcı Tedavi Yöntemleri Sertifika No: KDU-000298-2005-123

21.12.2005

Bilimsel Faaliyetler

10 kitap, 72 kitap bölümü, 13 tanesi editoryal olmak üzere yurtiçi ve yurtdışı 153 yayın, 59 bildiri, ulusal ve uluslararası kongrelerde 108 oturum başkanlığı ve 236 davetli konuşmacı, ulusal ve uluslararası 11 kongrede düzenleme komitesi üyesi ve 27 kongre-kurs başkanlığı. Çeşitli kurumlarda 120 konferans gibi birçok bilimsel faaliyet. Menopoz Hasta Okulu Projesi için 225 toplantı. Ayrıca yurtiçi ve yurtdışı 380 kongre katılımı. Birçok derginin editör ve editör kurulu üyesi.

Ayın Konuğunun Makalesi:
TJOD'a Güvenelim ve Sahip Çıkalım...

16 Aralık 2007 Pazar, televizyonda bir program izliyorum... Alt yazı geçti; "Hata yapan doktor hapse girecek." Şok olmadım desem yalan olur. Son günlerde hemen herkes doktorlara karşı. Doktorluğun atası sayılan HİPOKRAT'ın çok önemli iki deyişi var; Birinci görevin zarar verme (Primum Nil Nocere), ikinci görevin ağrı çektirme (Secundum Nil Dolore)" Bu iki söz tıbbi etiğin esasını oluşturur. Hiç kimse doktorlar kadar kişiye zarar verebilme şansına sahip değil. Örneğin bir berber, sizi iyileştirmek için ameliyat etmem lazım derse, ameliyat olmazsınız, ama doktor söylediğinde hemen bıçağın altına yatarsınız. Doktor da sizi yüzde yüz tehlikeden kurtarsa dahi, en azından vücudunuzda bir bıçak izi bırakacaktır. Kötü niyetli bir kişi, doktoru sırf bu bıçak izi için dahi suçlayabilir. O zaman doktor, ameliyat etmekten çekinir. Yani önce kural, zarar vermemek olsa, her girişimin zarar verme potansiyeli olduğu için doktorun eli kolu bağlanır. Hipokrat'ın ‘Epidemik' adlı eseri okunduğunda bu cümle aynen şöyledir, "Yardım et. Eğer yardım edemiyorsan en azından zarar verme." Yani birinci kural yardım etmektir. Bazen hekim, hastanın tüm yaşamını korumak için, kangren olmuş bacağını kesebilir. Olaya iki türlü bakabiliriz, hasta ölecekti bir bacağını kesmekle hayatını kurtardı veya hastanın durup dururken bacağını kesti.

Sayın hocam Prof. Dr. Süleyman DIRVANA'nın anlattığı bir öyküyü sizinle paylaşmak istiyorum. Çapa'da hastanenin önünde bir simitçi vardı. Her akşam saat beşte taze simit gelir, kliniğe getirir, biz de çayla içerdik. Bütün doktorlar da simitçiyi çok severdi. Bir gün, acil hasta getiren bir taksi virajı alamayıp, hızla simitçiye çarpmış ve simitçinin bacağı kırılmış. Acilen kliniğe getirmişler, hepimiz simitçiyi çok sevdiğimizden oldukça yakın ilgi gösterdik. Ne var ki şans, bacak kangren oldu. Yaşamını kurtarmak için kesmekten başka da çaremiz yoktu. Simitçiye durumu anlattık. Hep beraber para toplayıp sana çok güzel protez yani takma bacak yapacağız dedik ve ameliyat listesine yazdık. Simitçi tek bacakla yaşamaktansa, ölmeyi tercih ederim dedi ve kaçtı. Tüm aramalarımıza rağmen bulamadık. Aşağı yukarı üç ay sonra Çapa'ya gelirken, köşede eski yerinde simitçiyi yine simit satarken gördüm, üstelik iki bacağının üzerindeydi. O zamandan beri her geçişimde bana kesmeyi önerdiğim bacağı, sallayarak gösterir. Kim bilir bana ne kadar kızmıştır, boş yere bacağımı kesecekti diye.

Hepimiz biliyoruz doktorlukta karar vermek zor. Hangi doktor şöhretini yitirmek ister? Eğer stres bu denli olursa, doktorlar kritik vakalara müdahale etmekten kaçarlar. Düşünün belli hastalıkta ameliyat etmezseniz, yüz hastanın doksanı ölecek, ameliyat ederseniz yüz hastanın yirmisi ölecek, tabi ameliyat bu durumda şart. Ama eğer sizin hastanız ölürse, siz diğer kurtarılan hastaları görmediğiniz için, ameliyatın yararını fark edemezsiniz veya ameliyat olmadınız, yüzde onluk kısma girdiniz, yani hastanız ölmezse doktor boş yere ameliyat edecekti diyeceksiniz. Tüm bu olumsuzluklar göze alındığında, Batılı ülkeler, hekimin yaptığının doğru olup olmadığını etik kurullara bırakmıştır, hasta yakınları da buna saygı duyar.
Hekim olmak için daha ilk öğretimde iyi bir liseye gitmek amacıyla yaz tatili dahil kurslara gitmelisiniz. Yani çocukluğunuzu yaşamayacaksınız...

Tıp fakültesini kazanmak için lise yıllarında tüm boş zamanlarınızı özel dershanelerde geçireceksiniz. Yani ergenliğinizi yaşamayacaksınız...

Tıp fakültesine girdiğinizde diğer fakülte öğrencileri eğlenip tatil yaparken siz çalışacak ve gece nöbetler tutacaksınız. Yani gençliğinizi yaşamayacaksınız...

Mezun olduğunuz andan itibaren ihtisas yapmak için gerekli TUS sınavını kazanmak zorundasınız. Diğer bir deyişle mezuniyetinizin tadını çıkaramadan yeniden öğrencilik yılları başlayacak. Daha sonra zor bir asistanlık, askerlik, mecburi hizmet ve 40 yaşlarında hekim olarak kabul edilmeye başlarsanız ne mutlu. Belki tüm bu nedenlerle hekimler zaman zaman çocuk, zaman zaman gençlik özlemi içinde ileri yaşlarda çılgınlıklar yapar.

Hekim olduktan sonra önce bir vatandaş olarak ülkenin anayasa ve yasalarına bağlısınız. Meslek gereği özel yasalara, hekimliği düzenleyen tüzüklere, tamimlere, yönetmeliklere, hastane kurallarına, devlet memuru iseniz, memurluğu düzenleyen yasalara bağlısınız. Hekimlik görevini tam yapabilmek için araç, gereç ve yardımcılarınıza bağlısınız. Daha sonra da hasta ve yakınlarının anlayışına bağlısınız. Örneğin; Sayın Milletvekilimiz ve büyük hukukçu Uğur AKSÖZ'ün ifade ettiği gibi "Hekim, yardımcılarını çok iyi seçmeli, seçmekle kalmamalı onları sürekli eğitmelidir. Zira yasalarımıza göre hekim, yardımcılarının eyleminden sorumludur. Hekim araç ve gereçlerini, teknik donanımını en iyi şekilde bakımlı ve faal olarak bulundurmak zorundadır. Zira yasalar, hekimin veya yardımcılarının kullandığı aletlerin hatasını hekime fatura etmektedir." Hekimlerimizin ne böyle bir yetkisi ne de araç-gereç tamir edecek zamanı ve becerisi vardır. Yani diğer bir deyişle, "Davul bizim sırtımızda, tokmak başkalarının elinde." Tüm bunlara karşılık hekimler çok az para alırlar ve ailelerini geçindirmekte zorlanırlar. Oysaki toplum çok kazanan birkaç hekimi görüp tüm hekimlerin çok kazandığını düşünür.

Hekim fedakardır. Bu fedakarlık, toplum tarafından abartılır. Örneğin; gecenin bir yarısı ağlamakta olan bebeğinin aç olduğunu düşünen anne bakkala saat 02:00'de mama almak için gitse ve bakkal da kalkmasa herkes kadını suçlar, "Gündüz aklın neredeydi ?" diye anneye yüklenilir. Fakat ağlayan çocuk için saat 02:00'de bir hekim uyandırılırsa (Tüm hekimler seve seve kalkar) hekimin kalkmayacağı düşünülemez bile.
Babam 1940'lı yıllarda hekimdi. Bir eve gittiğinde evde kahve dahi olsa, ev sahibi "Komşuda dibek kahvesi var, hekime o yakışır." diye tüm ev halkını seferber ederdi ve en iyi şeyi ikram etmek isterdi. Bizim evimiz, Bafra'nın en güzel yerindeydi. O arsayı babama Sayın Saim ÇELEBİ adlı bir arkadaşı hediye etmişti ve "Komşum doktor." diye övünürdü. Halk, doktoru tanrı ile insan arasında bir yere koyar, bakmaya bile kıyamadığı eşini, çırılçıplak muayene için teslim ederdi. Doktorlar da hiçbir zaman sıradan bir insan gibi görünmez, asla kravatsız gezmez, hatta herkesin göreceği bir yerde, saygınlığını yitirmemek için tavla dahi oynamazdı. Fakirlere yardım eder, töre dışına çıkmazdı. Tanısın, tanımasın tüm yeni evlenecekler kasabanın doktorunu nikâh şahidi olarak göstermek için yarışırdı.

Peki ne oldu da, toplumla hekimin arası açıldı ?

Toplumun her kesiminde olduğu gibi hekimler arasında da bu yüce mesleği hak etmeyenler var. Bu nedenle büyük antik cerrah Esculap "Ahlaksızlara Tıp öğretmeyiniz." demiştir. Hekimler arasında bu tür kötü niyetli kişiler, bir pirinç çuvalı içindeki birkaç taş tanesini geçmez, ama o taşlardan biri diş kırarsa, o çuvaldaki tüm pirinçler lanetlenir.

Peki ne yapmalı ?

Bence bunun bir tek yolu var. Sesimizi topluma meslek kuruluşlarımız aracılığıyla anlatmak ve derneklerimize sahip çıkmak. Bizim birlik olup, bir yumruk gibi güçlü olmamız gerekirken, toplumumuz içindeki ayrılmalar ve kavgalar, biz belli yaşa gelmiş ağabey konumundaki hekimleri çok üzüyor.

Babam, "Bir kavgayı kim kazanır ?" diye sormuştu. Ne söylediysem kabul etmedi ve sonunda, "Kavgayı az kaybeden kazanır." dedi. Yani tüm taraflar kaybedecek. Sonra birbirine küs ve yaralı kişiler nasıl birleşip, sektörü dış güçlere karşı koruyacaktır ? Artık silkinip, kendimize gelme zamanı geldi. Yakında ‘Türk Jinekoloji Derneği' seçimi var. Doğum hekimlerinin sorunlarını bilen ve vaktinin tamamına yakınını bu sorunların çözümü için ayırabilecek olan, yalnız hekimler arasında değil, parlamento, basın dahil herkes tarafından sevilen, takdir edilen ve kendine verilen payeleri şahsi çıkarlarına alet etmeyecek, herkese eşit mesafede ve herkesi kucaklayabilecek, yani birtakım haslet ve erdemleri olan kişileri, temsilci olarak seçmeliyiz. Derneklerimiz önce mesleki sektörümüzü sonra da teker teker üyelerimizi koruyabilecek bilgi birikimine ve deneyimine sahip olmalı. Önümüzdeki seçimlerde gözlerinizi kapatın, hiç kimsenin etkisinde kalmaksızın, geçmiş performanslarıyla, hizmet edebileceğine inandığınız meslektaşlarınızı seçin. Sektörümüzün kurtuluşu, derneklerimizin aracılığıyla olacaktır. Buna inanalım ve derneğimize sahip çıkalım. Eğer bu sektör çökerse hepimiz altında kalırız.

Ayın Olgusu:
Histeroskopik TUR Sendromunun Yönetimi

Yrd. Doç. Dr. Gazi Yıldırım

Vaka:
33 yaşında, 60 kg, G3P0A3, Aşırı kanaması var, infertil, USG de intrakaviter kitle (4x4x3 cm), myom?, polip?
Plan: Operatif H/S.
Ameliyat: Submuköz Tip-2 Myom, toplam 9 litre rezektisol kullanılıyor, işlem 45 dakika sürüyor, sıvı çıkışı net takip edilemiyor?
İşlem sonrası hasta anesteziden bir türlü çıkamıyor, kan gazı bakılıyor, Na:120 mEq/l geliyor. Ne yapalım?

Ultrasonografik görüntü

MRI daki görüntü

Histeroskopik görüntü

Tedavi:

Operatif histeroskopik müdahaleler oldukça yaygın olarak uygulanmaya başlanmıştır. Özellikle monopolar enerjiler kullanılacaksa hipotonik elektrolitsiz sıvıların distansiyon medyumu olarak kullanılması zorunludur.

Aşırı intrauterin basınç, derin rezeksiyon, operasyon süresinin uzaması, perforasyon, sıvı takibinin net yapılamadığı durumlarda fatal seyredebilen ve ciddi risk oluşturan dilusyonel hiponatremi gelişir. Bu, letarjiden derin komaya veya ölüme kadar giden ciddi bir sorun yaratır.

Prosedür sırasında özellikle sıvı açığı 500 ml den fazla ise veya sıvı açığı takip edilemiyorsa, derin rezeksiyon uygulanıyorsa, ameliyat süresi uzamışsa serum Na değerleri arter kan gazı bakılarak elde edilir. Hiponatremi gelişiyorsa prosedür durdurulur. Loop diüretikler (Furosemid 10 mg IV) yapılır. İdrar takibi için foley kateter uygulanır. Na değerine göre açık hesaplanarak Hipertonik NaCl (%3 lük) ile tedaviye başlanır.

H/S komplikasyonu olan hiponatremi, hipo-osmolar dilusyonel hiponatremidir. Bu nedenle bunu düzeltmek için hipertonik sıvılar kullanılmalıdır. Eksiği daima 130 mEq' na tamamlıyoruz. Hızlı ve aşırı tamamlamak santral pontin demiyelinizasyona yol açabilir.

Vakamızda Na açığı hesaplandığında ; gereken miktarın 360 mEq/l olduğunu görürüz.

Hipertonik NaCl nin 1000 ml sinde 513 mEq Na vardır.

Buna göre; yaklaşık olarak 700 cc %3 lük NaCl ye ihtiyaç duyarız. Gereken miktarın %40-50 si ilk 2 saat içerisinde verilir. Günlük maksimum 10-12 mEq/l kadar açık düzeltilir. Günlük 10 mEq/l den fazla açık kapatılmaz. Vakamıza 700 cc nin %40-50 si ilk 2 saat içinde verilir. Kalanın yarısı sonraki 6 saat boyunca, kalanın diğer yarısı ise 24 saate tamamlayacak şekilde 16 saatte verilir. Tabii ki bu tedavi sırasında da aldığı-çıkardığı takibi net olarak yapılır. Na düzeyleri bakılır. Aşırı ve gereksiz yükleme hastayı hipernatremiye sokabilir.

Distansiyon medyumuna bağlı komplikasyonlardan korunmak için; Operasyon süresi minimumda tutulmalı, Sıvı basıncı 80 mmHg'nin altında (genel olarak mid arteriyal basıncın altında) tutulmalı, Uygun medyum ve sistem kullanılmalı, Sıvı açığı 500 ml olduğunda dikkatli olunmalı, Sıvı açığı 1000 ml olduğunda ise operasyon durdurulmalıdır.

Hukuk Görüşü  
HEKİM SORUMLULUĞU  KAVRAMINA GENEL BAKIŞ

Av. Gözde BALCI DİNÇŞAHİN

Hasta hakları ve hekim sorumluluğu kavramları neredeyse tıp bilimi kadar eskidir. Tıp biliminin tarihsel gelişimi incelenirken, mitolojik devir ve bilimsel devir olmak üzere iki ana tarihi süreç karşımıza çıkar. Bilimsel devir, temel olarak Hipokrat ile başlar ve "Hipokrat Yemini" hekimin sorumluluğu kavramının ortaya konulmasında önemli bir yere sahip olup, halen de geçerliliğini korumaktadır.

Yunan'da hekimin sorumluluğu kusura dayanmakta iken, günümüz dünyasında ise hekim sorumluluğunun çerçevesi epey genişletilmiştir. Hekimlerin sorumluluğu çeşitli kanun, tüzük ve yönetmeliklerle düzenlenmiş olup, konuyla ilgili en temel mevzuat 1219 Sayılı Tababet ve Şuabatı San'âtlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'dur.

Tıp bilimi tarihsel açıdan incelendiğinde; neredeyse tüm uygarlıklarda hekimin sorumlu tutulmasında kusuru aranmaktaydı. Günümüzde ise hekimin fiili ile oluşan zarar arasında illiyet bağı bulunması halinde, hekimin sorumlu tutulması yönünde düzenlemeler yapılmıştır. Örneğin hekimin kusuru bulunmasa dahi, yardımcı şahısların verdiği zararlardan dolayı da, hekimin sorumlu olduğu kabul edilmiştir. Hekimin sorumlu tutulabilmesi için, kusursuz sorumluluk yeterli olmaktadır. Bu durum uygulamada hekimlerimize yönelik suistimallere neden olabilmekte, kötü niyetli kişilerce sebepsiz zenginleşme aracı olarak kullanılmak istenebilmektedir. Bu itibarla ilk makalemizde "Hekim Sorumluluğu" kavramının irdelenmesi bir zorunluluk halini almaktadır. Hekimlerimizin gerçekleştirdikleri fiilerden dolayı sorumlu tutulmamaları için, aşağıda genel hatlarıyla aktarılmaya çalışılan yükümlülüklere uymaları gerekmektedir:

Hekimin Yükümlülükleri:

  1. Hastalıkla İlgili Teşhis Koyma: Hekimin hastalığın tedavisini gerçekleştirebilmesi için, öncelikle hastalığın teşhisini koyması gerekir. Hekim, hastalığı teşhis etmeden önce gerekli çalışmaları ( hastayı dinlemek, gerekirse laboratuar tetkikleri yapmak, vb...) özenle gerçekleştirmek durumundadır. Gerekli çalışmalar yapılmadan veya bulgular değerlendirilmeden yanlış teşhis konulduysa, hekim bundan dolayı sorumlu tutulacaktır.Ancak gerekli tüm çalışmalar özenle yapıldığı halde, yanlış teşhis konulduysa, hekim bu fiilinden dolayı sorumlu tutulmayacaktır.

  2. Tedavi Yöntemini Seçme ve Uygulama: Hekim, hastalığa kesin teşhis koyduktan sonra, hasta için en uygun tedavi yöntemini seçer. En uygun tedavi, riski en az, başarı şansı en fazla olan tedavidir. Tedavinin uygunluğunu, objektif olarak değerlendirmek her zaman mümkün olmamakla beraber, yöntemin en uygununu seçmek, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 6.maddesine göre hekime bırakılmıştır.
  3. Tedaviyi Bizzat Uygulama: Hekim, seçtiği tedavi yöntemini bizzat uygulamakla yükümlüdür. Hasta ile hekim arasında bir nevi vekalet ilişkisi bulunmakta olup, vekaletteki güven ilişkisi nedeniyle, hekim tedaviyi bizzat gerçekleştirmelidir. Ancak bu kuralın üç istisnası bulunmaktadır:

    a-) Hasta tarafından başka bir hekimin yetkilendirilmesine açıkça rıza gösterilmesi.
    b-) Hekimin görevini başkasına devretmeye örf gereğince yetkili olması.
    c-) Hekimin başkasına görevini devretmeye halin gerekleri nedeniyle mecbur olması.

    Uygulamada hekimin hastanın tedavisi için gerekli tüm işlemleri bizzat kendisinin gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu nedenle hekim yardımcı şahıs kullanabilmekte veya görevini başka bir hekime devretmek zorunda kalabilmektedir. Ancak bu durumda asıl hekim, diğer hekimin veya yardımcı şahsın yaptığı eylemlerden, diğer hekimin veya yardımcı şahsın kusuru veya eylem ve sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunması halinde sorumlu tutulabilmektedir.
  4. Hastayı Aydınlatma Yükümlülüğü: Hekimin önemli yükümlülüklerinden biri, gerçekleştirilecek tedavi hakkında hastanın rızasını almaktır. Ancak bu rızanın alınabilmesi için hastanın aydınlatılmış olması gerekir. Hekim, hastayı teşhis, tedavi yöntemi, seçilen tedavinin süresi, tedavinin olası sonuçları, tedaviyle ilgili kullanılacak ilaçların niteliği, ilaçla alakalı oluşabilecek yan etkiler ve hastanın tedaviyi reddetmesi durumunda meydana gelebilecek tehlikeler konusunda ayrıntılı olarak bilgilendirmelidir. Tıbbi müdahalenin aciliyeti, hekimin aydınlatma yükümlülüğünün sınırlarını daraltır.
  5. Hastanın Rızasının Alınması: Hastanın rızası dışında yapılan tıbbi müdahale, tedavi amacıyla yapılsa dahi, hukuka aykırı sayılır. Zira tıbbi müdahalede bulunulmasına karar verme hak ve yetkisi hastaya aittir. Kanunen rızanın açıklanmasıyla ilgili bir şekil şartı bulunmamakla beraber, hekimlerin hasta rızasını yazılı şekilde alması, ileride doğabilecek hukuksal problemlerde önem arz edecektir. Ayrıca organ nakilleri, kısırlaştırma, kastrasyon, kürtaj, cinsiyet değiştirme operasyonları ve bilumum büyük cerrahi müdahalelerde hastaya meydana gelebilecek olası komplikasyonlar hakkında bilgi verilerek, hastanın mutlaka yazılı rızası alınmalıdır.
  6. Hekimin Sadakat ve Özen Yükümlülüğü: Hekimin sadakat ve özen yükümlülüğü, Borçlar Kanunu'nun vekaletle ilgili hükümlerinden doğar. Hekim, gerçekleştirmesi gereken edimin ifası için gerekli olan ve hekimden beklenen dikkat, itina ve özeni göstermekle yükümlüdür. Büyük cerrahi müdahalelerde hekimin özen yükümlülüğü artar.
  7. Hekimin Sır Saklama Yükümlülüğü: Hekim, hastası hakkında öğrenmiş olduğu sırları tedavi sırasında ve tedavi sonrasında saklamakla yükümlüdür. Tıbbi yayınlarda, toplantı veya sempozyumlarda hastanın resminin yayınlanması gerekiyorsa, öncesinde hastanın onayı alınmalı, kimliğine ait bilgiler ise gizlenmelidir.
    Sır sayılan hususların açıklanmasında hastanın rızasının olması ve hastaya ait sırrın açıklanmasında hekim açısından haklılık taşıyan bir durumun varlığı (mahkemede açılmış bir dava vb..) hallerinde sır saklama yükümlülüğü ortadan kalkar.

    Hekimin yükümlülükleri hastanın haklarını oluşturur. Şüphesiz ki, insan hakları
    kavramının doğal sonucu hastanın haklara sahip olmasıdır. Ancak hasta haklarının kötü niyetli kişilerce irdelenmesi, uygulamada hekimlerimizin haklarına halel getirebilmektedir. Bu nedenle yukarıda kısaca izah edilmeye çalışılan hususların tüm hekimlerimizce bilinmesi gerekmektedir.

Mesleğinizi huzurla ifa edebileceğiniz, iyi günler dilerim.

Saygılarımla.
Av. Gözde BALCI DİNÇŞAHİN

Kaynakça:

  1. SARITAŞ ( Hasta Hakları Açısından Hekim Sorumluluğu)
  2. AŞÇIOĞLU ( Tıbbi Sorumluluk)
  3. TANDOĞAN (Borçlar Özel)
  4. Yargıtay 13.H.D. 05.04.1993, E.131, K. 1993 / 2741
  5. Yargıtay 4.H.D. 07.03.1977, E. 1976 / 6297 , K.1977 / 2541
  6. Yargıtay 13.H.D. 14.10.1974, E. 2637 , K. 1974 / 2492
  7. Yargıtay 13.H.D. 06.11.2000, E. 8590 , K. 2000 / 9569
  8. Yargıtay 13.H.D. 14.03.1983, E. 1982 / 7237 , K. 1983 / 1783


TJOD e-BÜLTEN

Sayı 1: Kasım 2008

Sayı 2: Aralık 2008

Sayı 3: Ocak 2009

Sayı 4: Şubat 2009

Sayı 5: Mart 2009

Sayı 6: Nisan 2009

Sayı 7: Mayıs 2009

TJOD ANA SAYFA